OM YAYINEVİ
b_2.jpg (3544 bytes) b_b_alt.jpg (519 bytes)
b_3.jpg (2237 bytes)
| OmKitaplar | Yeni Yayınlananlar | İletişim |

.:. KİTAPLAR
DENEME
EKONOMİ - POLİTİK
FELSEFE
FOTOĞRAF
İLETİŞİM
IVIR ZIVIR TARİHİ
İZLENİM
KURAM
MASAL
MÜZİK
ÖYKÜ
OYUN
ÖZEL
POLİTİKA
PSİKOLOJİ
ROMAN
ŞİİR
ŞİMDİ
SİNEMA
TARİH
.:. Gündem
 
New Page 1
Mine Kırıkkanat'ın son romanı 'Bir gün, gece'nin kahramanlarından Posta gazetesi köşe yazarı Yazgülü Aldoğan'ın yazarımız ile  yaptığı röportaj. (Posta Gazetesi 11 Mayıs 2003 Pazar)

‘Bir gün, gece’ ile önce ruh depremi!

Mine Kırıkkanat'ın son romanı, beklenen İstanbul depremi sonrası yaşanacak felaketleri anlatıyor, insani ve siyasi... Ve romanın kahramanlarından biri de benim

Mine Kırıkkanat, (bundan sonra Mine diye geçecek) bir gün telefonu açtı ve bana bir kitap yazdığını, kahramanlardan birinin de ben olduğumu söyledi. O kadar. Biraz heyecan, biraz sevinç doldu içime, hatta sizinle de paylaştım, sonra beklemeye başladık. Bir gün yine telefon etti, sesi çok heyecanlıydı, "Bitti. Gönderiyorum, basılmadan önce okumanı istiyorum" dedi. İki gün sonra elimdeydi, Paris'ten yollanmış, son çıkış. Eve götürdüm, koltuğuma kuruldum, taslağı önüme koydum ve bütün gece birbirimize baktık. Okuyamadım! İkinci gece bakışma devam etti. Gece yarısı, bir cesaret okumaya başladım. Merak, heyecan, üzüntü, tedirginlik, korku, dehşet, kâbus, kuyunun dibi... Yavaşça toparlanış, kımıldanma, hayata geri dönüş, tutunuş, mücadele; Yılma, başar, çırpın, savaş! Gibi duygularla sabaha karşı bitti...

Heyecandan okuyamadım

İtiraf etmeliyim ki 'Yazgülü' bölümü geldiğinde, elim yanmış gibi kapadım ve uzun bir aradan sonra, gizemli bir odanın kapısını aralarmışçasına içine girip nelerle karşılaşacağımı merakla bekleyerek okudum. İnsanın kendinden bahsedilmesi enteresan bir duygu. Üstelik bu bir 'fiction'. Yani Faruk Bildirici'nin kitapları gibi, araştırmaya dayalı belgesel değil. Romandaki Yazgülü, aslında ben değil, benden türemiş, yaratılmış bir kahraman. Yine de heyecan verici. Bunlar benim duygularım. Kitabın kahramanı olduğuma göre kendimden bu kadar bahsetme hakkım var. Şimdi sıra kitapta ve Mine'de.

Mine, kitaplarını yazmaya başlamadan önce bazı yazarlar gibi bir sinopsis, senaryo hazırlamıyor. Hiç kuşkusuz, beyni dolu, ama tam bilincinde değil. Bu kitaba da bir polisiye roman yazmaya niyetlenip başlıyor, sonra bir de bakıyor ki tuşlardaki parmakları bir kâbus senaryosu döktürüyor, hem de İstanbul'la ilgili, bizimle ilgili. "Bu kitabı sanki ben yazmadım, yazdırıldı" diyor. Kitap, bir kehanetler silsilesi. Ama aslında bir jeolog sismolog ve bütün dünyada deprem araştırmaları yapan asistanının katkılarıyla bilimselleştirilmiş. Zaten Mine, Körfez depreminden sonra bu konuda çok araştırma yapmış, Fransa'da da pek çok rasathaneyle ilişki kurup depremlerle ilgili bilgi toplamış. Ve 'deprem anında ve sonrasında yapılabilecek çok az şey olduğunu, her şeyin önceden yapılması gerektiğini' anlamış ve büyük bir umutsuzluğa kapılmış. Evet tahmin ettiniz, İstanbul'da bir dakika süren 7.4'lük bir deprem oluyor ve ondan sonra yaşananlar romanın konusu. Neredeyse yarısı yıkılmış bir İstanbul. Ölüler, yaralılar, aç, susuz ve açıkta kalmış yaşayanlar! Ne yapılacak? Mine'nin kitabı, bu tedirginliği yaşatırken bana, birkaç gün sonra Bingöl depremi oldu! Sabah saat 07.00'de öğrendiğim depremi, telefonu açıp Mine'ye haber verdiğimde ağlıyordum. Korkunç sona yaklaşıyor muyduk ne? Depremde ölmek kader değil. Ama bir uyarı olması gereken Körfez depreminden bu yana, yıkılacağı kesin binalar için ne yapıldı? İnsanlar 'mezarları' olabilecek evlerde yaşamaya devam ediyor, Boğaz Köprüleri'nin bacakları bile onarılmadı!

Çok tepki çekecek

Mine'nin kitabını birebir anlatacak değilim elbet. Ön okuma için verdiği herkesin uyardığı gibi, sorumlu ve yetkililerden pek çok tepki alacağı kesin. Bütün bunlara göğsünü siper etmesi, tek başına bir yazar olarak yeni bir uyarı yapma cesaretini bulma nedeni basit: "Kavgaya hazırım, birinin yapması gerekiyordu" diyor! Mine, zaten yıllardır, karşı çıktığı her yanlışla mücadele ediyor... Yıkılacağını öngördüğü, sevgili Galata Kulemin gölgesinde yaptığımız sohbette tabii ki ilk merak ettiğim konu 'Yazgülü'nün bu kitapta neden yer aldığı?' Yanıtı; Körfez depremi ve benim o deprem dolayısıyla hafta sonlarını geçirdiğim, kendimce yapmaya çalıştığım şeyleri ona anlatmış olmam. Oğlu Gökçe'nin dedesi dahil akrabalarını kaybettiği bu depremden ve heyecanımdan çok etkilenmiş olması neredeyse kitabın konusunu da belirlemiş, dolayısıyla kahramanını. Yoksa Mine'nin en yakın, en can arkadaşı değilim, birbirimizi çok uzun zamandan beri tanımıyoruz. Aynı ülkede yaşamıyor, sık görüşmüyoruz, ama birbirimizi anlıyor ve seviyoruz! Ama biraz da dalga geçerek beni 'sosyal iyi' olarak niteliyor, "Ben sevdiğim insanlara ve yakınlarıma çok yardım ederim, sen hiç tanımadığın insanlar için kendini parçalıyorsun" diyor...

Sordum, anlattı

Yazgülü: Kitapta bahsettiğin felaket senaryosunun ne kadarı gerçekçi? Gerçek, bu kadar kötü olabilir mi?

Mine: İki uzmanla oturup Marmara’da kırılacak bir faydan sonra oluşabilecek en kötü deprem senaryosunu hazırladık. Olur mu, olmaz mı bilemem. Ama olabileceğinin en kötüsü bu. Depremin Marmara’nın sularına sifon etkisi yapması, suların Karadeniz’e çıkması, tsunamiler, köprülerin yıkılması... En kötüsü ‘love’ kavramı. Bütün depremler birbirini tetikliyor ve yeryüzündeki faylar harekete geçince dünyanın sonu geliyor. Uzmanlar buna ‘love’ diyor. Son bir uyarı olsun istedim. İstanbul’un bir afet planı bile yok.

Yazgülü: Belediye’nin akademik çalışmaları var ama radikal önlemler için yasaların izin vermediğini söylüyorlar.

Mine: Depremden sonra hayatta kalan insanları nerede barındıracaklar? Çadır kuracak yer bile yok. Stadyumlar nasıl kullanılacak, sağlam kalan otellere nasıl el konulacak? Bunların planı olması lazım. Var mı? Yardım gönderseler bile ulaştıramıyorlar!

Yazgülü: Ya ABD ve AB’nin Türkiye’yi paylaşma kavgası? Bu bölüm ne kadar gerçekçi?

Mine: Sevr’de bitmiş bir hesap yeniden gündeme gelecek. Türkiye, bu dış borç yüküyle bu enkazı kaldıramaz. Devlet depremin altında kalacak. Yeniden yapılandırma için büyük devletler devreye girecek. Irak'ı yıktılar, yeniden yapılandırıyorlar. Burada yıkmak için zahmet bile etmemiş olacaklar. O kadar işin altına girince de paylaşacaklar. Ama biz ne yapıyoruz? Tak tak masalara vurmaktan deprem olacak neredeyse! Büyükşehir Belediyesi, Miniatürk yapmış. Orada yer alan tarihi yapıların kaçının depremde sağlam kalacağını araştırsa ve önlem alsa daha iyi olmaz mıydı? Onlar yıkılacak ve biz Miniatürk'le avunacağız! Yasa izin vermiyor diyorlarmış. Banka soymaya gelince yasa önemli olmuyor, okul tamir etmeye gelince mi yasa engel oluyor? Ne biçim yasallık bu? Hangi yasaklar dinlendi? Devletin topraklarına gecekondu kurmak yasak değil miydi? Şu anda taammüden cinayet hazırlanıyor.

Yazgülü: Kitapta niye bu kadar acının yanında aşk ve seks var? Okuru rahatlatmak için mi?

Mine: Kesinlikle değil. Zaten iki seks sahnesi, bir yıldırım aşk var. Öyle olsa daha çok koyardım. Lübnan iç savaşını yaşamış bir arkadaşım bana, bombalar düşerken hiçbir zaman yaşamadıkları kadar çok seviştiklerini, yiyip içtiklerini anlatmıştı. Sonun yaklaştığını görünce insanın yaşama ilişkin bütün dürtü ve istekleri hiç olmadığı kadar artıyor!

Yazgülü: Niye bu kadar çok tepki alacağını sanıyorsun? Tabii ki herkes bayılmayacak ama düşmanlık neden?

Mine: Mantıklı bir insana doğruyu söylediğin zaman teşekkür eder ve durumu düzeltmeye çalışır. Ama bizim gibi kaderciliği benimsemiş Doğu kültürlerinde işlerine gelmediği zaman hiç hoşlarına gitmeyecek, korku yaratmakla suçlayacaklar beni.

Yazgülü: Aslında sana teşekkür etmeleri lazım.

Mine: Tabii canım, ben sana haber veririm, teşekkür ettikleri zaman!

Yazgülü: Tabii ABD'ye gitmesen iyi olur, asıl onlar sana çok kızgın olacaklardır.

Mine: Zaten ABD'ye gitmeyi düşünmüyorum. O korkudan değil, başka bir korkudan. 2004 yılında başka bir saldırı bekleniyor Amerika'da. Bu romanda ABD'yi hedef göstermekle suçlanacağım. Buna da yanıtım şu; Amerikalılar'ın çevirdiği 'Midnight Express' kadar Türkiye'ye zarar vermiş bir şey yok. Benim kitabımın bu kadar zarar vereceğini sanmıyorum, onun karşılığı bile olamaz.


 
.: Yayınevimizi tavsiye edin :. .: Mail listemize üye olun :.
Sitemizi en iyi Internet Explorer 4 ve üzeri ile 1024x768 çözünürlükte izleyebilirsiniz.